5 Eylül 2014 Cuma



ÇÜRÜMENİN KİTABINI YAZMIŞLAR


       Eylül itibari ile yaz mevsimini geride bıraktık. Niyetim sonbahar romantizmi yapmak değil elbette. Biraz deniz, güneş ve kumdan bahsetmek. Bu üçlemeyi sıkça duydum yaz mevsimi boyunca. Deniz kenarında tatilin bitiyor olmasına hayıflananlar vardı. Güneşten rahatsız değillerdi. Kendi içimde bunları sorguladığımda ise farklı şeyler hissettiğimi gördüm. Güneş ve beraberindeki sıcak, maddeyi genleştiren, buharlaştıran, kurutan bir şey benim için. Gerçi aynı serzenişi Camus'de de görebilmek mümkün. O her daim sıcağa, güneşe atıfta bulunur: Dünyanın uyumsuzluğu nerede? Bu ışıldama mı, yoksa yokluğunun anısı mı? Belleğimde bunca güneş varken, nasıl oldu da zarımı anlamsızlıktan yana atabildim? Çevremdekiler şaşırıyor buna; ben de şaşırıyorum bazı bazı. Onlara da, kendime de güneşin bunda bana yardımcı olduğu ve ışığının, çok yoğun olması sonucu, evreni ve biçimlerini karanlık bir göz karmaşasında dondurduğu yanıtını verebilirdim. (s. 61) 

     Sıcağın, güneşin, denizin ve sonsuzluğu simgeleyen ufuk çizgisinin beni rahatsız ettiği bir günde E. M. Cioran'ın Çürümenin Kitabı geçiyor elime. Okudukça sıkıntımı meşrulaştırdığım için mutlu oluyorum. Kitapta altını çizdiğim cümle sayısız. Almanların düşünce kitaplarını okurken bu denli haz almıyorum. Cioran bir Fransız. Berlin'den ziyade Paris'i sevişim de bu yüzden. Paris'in kalbi atıyor arsızca, Berlin ise düşüncelere gömülü ördüğü duvarlarıyla. 

       Sıkıntı diyorduk. Atay Tehlikeli Oyunlar oynarken sıkıntı için şunları söylemişti: "(...) şu makaleyi nasıl buldun canımı arkadaşların canımı sıkıyor canımı, ben bu akşam biraz dışarı çıkmak isteyebilir miyim canımı, o canımı, bu canımı, her türlü canımı hep önce bana söylettin " (s. 91). Sıkıntının tarihi yazılmadı mı henüz? Neyse Cioran da benim gibi sıkılanlardan. Zamanın Parçalarının Birbirinden Ayrılması kısmında sıkıntıdan bahseder bizlere ve zamanın yekpareliğini sıkıntı ile ilişkilendirir. Ona göre sıkıntıyı hiç bilmeyen kişi maddeyi de beraberinde sürükleyerek çöken zamana kapalı kalmakta. Sıkıntı, kendi kendine yarılan zamanın içimizdeki yankısı. Sıkıntının yarattığı boşluk ise hayat sevincini kurutan şey, güneş gibi. Yani sıkıldıkça ruhumuza delikler açıp kendimizi kurutuyoruz. Maddesiz acı çekiyoruz. 

Orhan Veli'den bir şiir hatırlıyorum Odamda: "Ölüm kadar uzun yaz uykusu/ Sıkıntı ile geçilen sahil". İşte o sahilde Camus, Cioran, Orhan Veli ve ben sıkılıyoruz. Fonda Killing an Arab. Oh Meursault güneş yüzünden deniz kenarında bir adam öldürdün..








------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Atay, O. (2013). Tehlikeli Oyunlar, İletişim Yayınları, İstanbul.
Camus, A. (2011). Yaz, Can Yayınları, İstanbul.
Cioran, E. M. (2013). Çürümenin Kitabı, Metis Yayınları, İstanbul.